"Otoriteye körü körüne itaat, hakikatin en büyük düşmanıdır."

Albert Einstein

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim.

Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak 

Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak.

Unuttunuz, nicedir paylaşmanın mutluluğunu; 

Toprağı, rüzgârı, denizi, göğü. 

O her zaman bir insanla anlamlı,

Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı 

Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların 

Ve ucuz korkuların kör kuyularına.

Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.

Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün, dağınık yataklardan 

Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan. 

Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze, 

Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize. 

Ne kadar uzaksa bir felaket sizden, o kadar mutlusunuz. 

Unuttunuz, başkalarının acısını duymayı.

Küçük çıkarların, büyük kurnazları,

Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı.

Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım. 

Unuttunuz, konuşmayı kendinizi vererek,

Düşünmeden bir başka şeyi, içten, yalın, dürüst,

Dışa vurmayı duygularınızı,

Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim.

-Ki bu en büyük kötülüktür size- 

Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla.

Denizler boşuna devinip duruyor, bir çarşaf gibi.

Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar,

Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz. 

Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde, 

İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke.

Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.

Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan,

Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına,

Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim.

Koşaradım.

Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde…

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim.

Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak 

Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak.

Unuttunuz, nicedir paylaşmanın mutluluğunu; 

Toprağı, rüzgârı, denizi, göğü. 

O her zaman bir insanla anlamlı,

Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı 

Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların 

Ve ucuz korkuların kör kuyularına.

Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.

Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün, dağınık yataklardan 

Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan. 

Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze, 

Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize. 

Ne kadar uzaksa bir felaket sizden, o kadar mutlusunuz. 

Unuttunuz, başkalarının acısını duymayı.

Küçük çıkarların, büyük kurnazları,

Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı.

Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım. 

Unuttunuz, konuşmayı kendinizi vererek,

Düşünmeden bir başka şeyi, içten, yalın, dürüst,

Dışa vurmayı duygularınızı,

Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim.

-Ki bu en büyük kötülüktür size- 

Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla.

Denizler boşuna devinip duruyor, bir çarşaf gibi.

Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar,

Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz. 

Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde, 

İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke.

Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.

Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan,

Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına,

Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim.

Koşaradım.

Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde…

"Acıları, dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var."

Cemil Meriç

"Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben."

Şükrü Erbaş

Öyle günler gördüm ki aydın gökler kararıp 

Bahtım, bir bulut gibi üstüme çöker oldu.

Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp 

Hayaller, alev alev beynimi yakar oldu. 

Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp 

Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu. 

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı. 

Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı. 

Öyle günler gördüm ki duvarlar gelir dile, 

Gözümde canlanırdı eşkıya masalları. 

Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle 

Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri. 

Kafada çelik gibi fikirler dursa bile 

Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri.

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum.

Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum. 

Öyle günler gördüm ki dost dediğim insanlar, 

Ben yanına varınca dudağını kıvırdı. 

Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar, 

Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu. 

Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar, 

En alçak tekmelerle beni yere devirdi. 

Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı. 

Bu sesleri duyanlar, gülüyorum sanırdı. 

Öyle günler gördüm ki tabanca şakağımda, 

Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı. 

Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda, 

Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı.

Tabancanın namlusu ısındı yanağımda. 

Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi. 

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı. 

Bir şeyler fakat; beni yaşamağa bağlardı. 

Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam, 

Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur. 

Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam, 

Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur. 

Yalnız sana borçluyum, bugün dünyada varsam. 

Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur. 

Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider. 

Gözyaşları içinde seneler yürür gider. 

Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman, 

Bana, yaşa der gibi gülen senin yüzündü. 

Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman, 

Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı. 

Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman, 

Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi. 

Sen aklıma gelince her şey gülümserdi. 

Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi. 

Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi, 

Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum. 

Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı, 

İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum. 

Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı, 

Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum. 

Sen benim sevgilimsin, sevsen de sevmesen de. 

Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

If love’s the gain,

I want to see emotions coloring the sky.

To the point it will make me wanna cry…

Eğer aşk bir kazançsa,

Gökyüzünde duyguların rengini görmek istiyorum.

O beni ağlatmak istediğin noktaya kadar…

"Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar, asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor."

Sabahattin Ali

"Hayatın boyunca “kendin gibi” olman konusunda telkinler dinlersin, olacağın bir yer ararsın; en kendin olduğun haldeyse değişmen istenir."

Tezer Özlü

"Bir kadın herhangi bir şekilde hoşuma gidince ilk yaptığım iş, ondan kaçmak olurdu. Karşı karşıya geldiğim zaman her hareketimin, her bakışımın, sırrımı meydana vuracağından korkar, tarif edilmesi imkansız, adeta boğucu bir utanma ile dünyanın en zavallı insanı haline gelirdim."

Sabahattin Ali

How many times can we win and lose?

How many times can we break the rules between us?

Only teardrops

How many times do we have to fight?

How many times till we get it right between us?

Only teardrops

Why, why can’t this moment last forevermore?

Tonight, tonight eternity’s an open door…

No, don’t ever stop doing the things you do.

Don’t go, in every breath I take I’m breathing you…

"Yıldızlar gece çıkıyor. yıldızları görmek isteyen; geceye razı olmalı. Hayatının yıldızlarına ulaşmak istiyorsan; içindeki geceye razı olmalısın."

Mustafa Ulusoy

"Ortada hiçbir sebep yokken öylesine durduk yere üzülmek, ağlamak. Bir yandan yalnızlığı seçmek, diğer yandan insanlarla beraber olamayışının hüznünü duymak. Toplumsallaşmaktan, bir yere bir kimseye bağlı olmaktan korkmak.
Hüzünlü bir şarkı duyduğunda hiçbir yaşanmışlığı olmamasına rağmen uzaklara dalıp gitmek, acı çekmek.
Güzel bir anı düşünüp özlemek, o anı içine çekip hiç bırakmamaktır. Aynada, gülen yüzünün ağlayan yanını görebilmektir melankoli.
Melankoli, hüzünlü olma mutluluğudur."

Victor Hugo

Konuşmadan gözlerinle,

Beni sevdiğini söylesen.

Yüreğime gözlerini,

Ölene dek mühürlesen.

Be my friend 

Hold me, wrap me up 

Unfold me, I am small and needy 

Warm me up and breathe me